17 Haziran 2012 Pazar

Sunday Breakfeast...Just me...

Sensiz bir pazar daha Mabel,Günaydın...

10 Nisan 2012 Salı

20'li yaşlarda daha fazla arkadaş edinmek !

Uzun zamandır evde ve işsiz olmanın verdiği gevşeklikle o site senin,bu site benim sürekli bir sörf halimdeyim. Bir kahve ,iki sigara araya biraz reklam ,biraz aylaklık günlerdir keyfe keder,biraz sağıma yatarak,biraz soluma yatarak vakit geçiriyorum
Bir yandan harıl harıl 3 onlu yaşların verdiği depresiflikle iş ararken, bir yandanda uzun zamandır okuyamadığım biriken kitaplarımı okuyup,eskilerden ,yenilerden filmlerle,dizilerle vakit öldürüyorum.
Geçen hafta bir türlü tamamını seyretmek nasip olmayan alanında kült olmuş,devam niteliğinde 2 de film çekilmiş olan Sex And The City çılgınlığına kapılmış buldum birden kendimi. Bir hafta boyunca içinde bulunduğum durumunda verdiği ruh haliyle onlarla aşık oldum,gezdim dolaştım tam bir parti kızı oldum pijamalarımın içinde.
Velhasıl kendi kendime sormadanda edemedim (Klasik Carrie cümlesi)20 yaşlarda daha fazla arkadaş edinseydim şimdi ne olurdu ?
İzlememiş olanlar için kısa bir özet geçelim. Şehir Newyork, 30 lu yaşlarını aşmış ve kariyer sahibi ,birbirinden oldukça farklı 4 kadının,esprili,hüzünlü ve seksi şehir hikayelerini anlatıyor dizi.
Carrie Bradshaw ;şehir gazetelerinden birinde ,diziye isminide veren Sex and the City isimli bir köşeye sahip olan bir yazar. Aşk aradığını söyleyen ama hep kötü ilişkilere imza atan,haftanın her günü bir açılışta,kokteylde bir clubta hali hazırda masası olan,ayakkabılara harcadığı para ile ev alabilecek konumda olup kirada oturan,Manolo Blahniks hastası.
Samanth Jones ; Tanınmış halkla ilişkiler uzmanı, İlişki kelimesini sadece iş tanımında görebileceğiniz,yaptığı cesurca hareketleri bir erkeğin elini tutmaya çalışması sırasında sergileyemeyen, ağzı bozuk, aşırı özgüvenli, aykırı.
Miranda Hobbes ; Avukat, işinde duydugu özgüveni özel hayatında sergilemeyi çok geç öğrenen,öğrendiği ilk anda abartan, içine kapanık, açıldığında cılkını çıkaran, ben evlenmem -evlilik bana göre değil diyen özgür kedili kadın ve dizi boyunca en çok değişim gösteren evli-çocuklu-köpekli ve kedili anne. 
Charlotte York ; Sanat Tarihi uzmanı bir Galeri işletmecisi . Modern beyaz atlı prensini bekleyen 21.yüzyıl prensesi. Hikayenin tümüne bakıldığında saflıkla aptallık arasında gidip geldiğini düşünsekte çoğu zaman,aslında aşkın var olduğunu ispatlamak için dostlarına aşka inancını kaybetmeyen  dişi bir savaşçı aslında kendisi. 
Oldum olası insanlarla çok kolay diyaloga girerim, karşımdaki insanın zaaflarını,ilgi alanlarını birkaç cümleyle çözdükten sonra kolaylıkla uzun sohbetlere kapı açmam zor değil.Bu henüz toy dediğim dönemlerdede bu şekildeydi,halende böyle. 20 li yaşlardaki o aşırı insan kalabalığından uzaklaştığımda hayatımda halen kalan birkaç arkadaşla yıllarca diyalogumu koparmadım,Aramızdaki mesafelerin  vermiş olduğu uzaklık, yılda bir memlekete yapılan ziyaretle içilen kahveler,sonra haber vermeyi unutarak değişen telefon numaraları,yada yaşanmışlıkların farklı olması,olgunlaşma ve konuşacak ortak bir nokta bulamadığımız sohbetlerde o 20 lerin kanka durumlarının sadece soğuk merhabalara dönüştüğü ilginç bir süreç. Şu bir gerçek kadınların 20 lerde hayat telasına düşmeden kurulan dostlukları ,30'larında kurulan dostluklarından daha kalıcı.Çünkü kıskanılacak malzeme az.
20'li yaşlardaki kadınlar birbirlerinin birkaç ay sonra ayrılacakları sevgililerini,yeni aldıkları marka jeanlerini, yada kahve içerken masaya koyulan son model cep telefonlarını kıskanırken, 30 'lu yaşlarda  bu yapılan kariyer, medeni hal,ev,araba,oturulan muhit şartlarının değişkenliğine göre değişiyor.
Dahada açmak gerekirse, harika bir işi olan ama kötü bir evliliği olduğu halde eşinden ayrılmaya cesaret edemeyen ve bunu arkadaşlarının kıskanmasını istediği için iyi bir evlilikmiş gibi gösteren kadın ,kariyeniz olmadığı halde kötü giden evliliğinizi bitirdiğiniz için sizi kıskanır.  Bu arada evliliğini bitiren kişide arkadaşını iyi bir evliliği ve kariyeri var diye kıskanır. Aranızda bekar olan varsa,hem evli olanı evli olduğu için,hemde eşinden ayrılanı en azından bir kez evlendi ayrıldı diye kıskanır. Sayı önemli değil,arkanızı döndüğünüz anda ikili kıskançlık başlar. Kimse kaybetme korkusuyla başetmemek için kıskançlığını yüzünüze söylemez ama gözünden okumanıza izin verir. Bekarsanız özgürlüğünüz, zayıfsanız fiziğiniz, evliyseniz kocanız,iyi kazanıyorsanız paranız ...
Tüm bunlardan sonra varmaya çalıştığım yer aslında şuydu,bilin istedim kedi hala yaşıyor ve tamamen senaryo Sex and The City dostlukları..  Tüm 20'li yaşlardaki dostlarıma duyurulur... 

3 Ağustos 2011 Çarşamba





Bazen konuşmaya gerek kalmaz...
 





13 Mayıs 2011 Cuma

Şarap ve Buika...



                    Kendine bir güzellik yap bu akşam, dostlarını çağır, şarap ve müziğin tadını çıkar....
  

15 Nisan 2011 Cuma

Şeker ve Çay Trajedisi.

Aynı bardağa düşmeyi bekleyen iki kesme şekeriz, benim çayı 3 ,seninse tek şekerli içmen tek trajedimiz...
F &D 'nin F'si...

7 Nisan 2011 Perşembe

Mabel

'Sen hiç kimsenin olamayacağı kadar çok şeyimsin benim... Yüreğimde sana ayrılan yer herkesinkinden büyük. Yalnızca bir arkadaş, bir kan kardeş, bir sırdaş, bir çok yakın dost değil, bir büyük sevgisin sen.. Yanında sonsuz şımarabileceğim ve hala kaybetmekten korkmayacağım tek kişi...Yani biraz annem, biraz babam, hatta hiç görmediğim dedem, belki hiç doğmayacak oğlum.. Sonra daimi hayranım ve tabii dokunulmamış sevgilim... Sen benim masumiyetimsin Mabel.. Sen benim en yakınımsın! Aslında belki öbür yarımsın? Bütün bunlar ne demek oluyor anlıyor musun? Hı?'

Buket Uzuner-Kumral Ada Mavi Tuna...

4 Nisan 2011 Pazartesi

Polyanna

Tamam sen üzülme ben yalnız değilmiş gibi davranırım...Sol yanımla konuşurum...

F
.

1 Nisan 2011 Cuma

Aklın yolu

Hangi savaşa girersen gir savunmasız,aklının ucundan geçerse mağlubiyet ve çaresizlik,yenildiğinin resmidir. Aklını ve ruhunu kötülükden ve kötüden uzak tut. F and D 'nin F'si

30 Ocak 2011 Pazar

Şizofren

Biraz kalabalık, biraz yapayalnızım, biraz hırçın bir o kadar suskun.Biraz yitik,biraz yeni kendini bulmuş, biraz durgun biraz fazla dalgalı… Biraz benim işte, ne eksik ne fazla. Gidenlerim, gönderdiklerim,kalanlarımla…

Şu son birkaç ayda hayatımda değişen o kadar çok şey var ki, bazen anlamlı bazen anlamsız geliyor hepsi, bazen bir maddeye olan tutkunluk yaşıyorum bazen birden soğuyorum her şeyden. Kişiliğim şizofren oldu, ruhum şizofren, karşılıklı birbirlerini zora sokuyorlar.Filler zürafalar derken bu ikinci kişilikler hayatımın en ummadık anında yüreğime dilemmalar yaşatıyorlar.

Ya başlarım çarkına deyip resti çekip gidesim var bedenimden, Huzurlu ama mutsuz, mutlu ama huzursuz, yalnız ama kalabalık, kalabalık ama yalnız nasıl bir iş anlamadım.

Bunalımdamıyım kararsızım, olmadığım üstüne iddiayada varım, pervasızmıyım fazlasıyla bu aralar, dengesizim beklide biraz, az buçukta patavatsız.Susmayı deniyorum eskisi gibi, olmuyor beceriksizim. Koşmayı deniyorum olmuyor yorgunum,ama hem mutlu hem huzurluyum.

Benim yine aslında, yine boyumdan büyük işlere kalkışıyorum, yine umutsuz işlerle uğraşıyorum, bıkıp usanmıyorum ya, ne yenilgiden ne başarıdan, ne batmakdan ne çıkmaktan, ah benim işte yani, bildiğin ben,illa bir heyecan,illa biraz melankoli, illa biraz ihtiras, illa biraz hırçın…

Seviyorum bu yeni halimi, özüme dönmüşcesine seviyorum, insan her şeyini kaybetmeden özgür olamazmış ya, her şeyimi kaybetmişcesine özgürüm, hesabım kitabım yok, kendime yaşıyorum ya. En sonunda buldum ya aradığım benliği… Yinede dengesizim bu aralar… Belki de fazlaca şizofren …

Benliğini şizofreniye kaptırmış F and D'nin F'si

Sevgiyle kalın...

29 Ekim 2010 Cuma

Naylon Aşk

Kendimi kaybettiğim andır şu an..Gözlerim düşüyor yüzümden....Ölümümü aşeriyorum şu sıralar..Ellerine bıraktığım ne kadar düş varsa düşürdün..Kırığım...Naylon bir aşkı eritmekten geliyorum....Tanrı'nın bile inandığı koca bir yalandın sen...Hiç oldun sonra...Acının dilini koparmanı ve aşka konuşmayı öğretmeni istemiştim......Ruhuna fatiha okumadığın ve mekanını cennete ulaştıramadığın bir aşk bu....Ölü aşıklar kentine gidiyor ayaklarım ve cesetlerini saklıyor saklama kaplarında...Ben tüm anlamlarımı alfabe hırsızı bir adama çaldırdım.En aşık yanımıda aldı üstelik...Acılardan peydahladığım tüm çocuklarımı siyanür tadında sütlerle emzirdim..Şimdi tam içimde, kurumuş kırmızılığın orta yerinde, ağlak,kirli,paspal bir yaşlı kadın oturur...Sunduğu aşk bir kelebeğin ömründen daha kısa olan bir adam(cık) sevdim....Ellerim kendini kaybetmiş bir esrarkeş gibi durmadan seni yazıyor....İçimin parantezleri senle açılıp sensiz kapanıyor...Ünlem, noktasını soru işaretinin altında, uygunsuz basıyor, katil oluyor...Noktasız bir kazık kalıyor...Kalın harflerle yaşanan tüm aşklar harfsiz biter..Gittin...Ela' ya benziyordu gidişin...Sure sure büyüttüğüm bir aşktı katlettiğin...Aşkın en alkolik haliydim...Karıncayı gözünden, kelebeği kanadından öldürüp gittin...Başından vurma diye başlıksız şiirlerim....AŞK ' ın dini yoktur peygamberide....Ve terkedilen aşıklar yazmıştır kitabını....Vayyy.... Adam nasıl gittin...Nefesimin bile soluğunu kesti gidişin...

16 Ekim 2010 Cumartesi

Kırık Tırnak,Yarım Oje,Sen,Ben

.......Kırık tırnağımın üstünde kalan ,yarım ojeler kadar manasız,üzerime yapışıp kalmış sevdan,çıkıp gitsen,dökülsen ya yüreğimden,ellerimden sende.........Türevsiz yalın çığlıklar atıyorum,tarifsiz kramplar yaşıyorum,köpekler gibi ağlıyorum belkide çoğu zaman,ama gidiyorum,gitmem gerek biliyorum,susuyorum,özlüyorum,gidiyorum... Sen Allahına emanet ol,ben yüreğime,sen kal orda öylece... Benim yolum açık olsun...
F and D 'nin F'si

6 Ekim 2010 Çarşamba

Google aramaları

Feedjit Live'dan aldığım istatiklere göre bloga google aramaları sonucundan gelen ziyaretçilerin aradıkları kelimeler :)
Dönerli sandalye
Uzaklığı özleyen bir martı gibi kaçtın
Çaydanlıktaki sarı leke
pişpirik
Köy kahve sandalyesi
Martı gibi
Yaşar
Kabataş iskelesinin
Pişpirik kaçta biter
Aşk mı ben tanımıyorum
İlerki zamanlarda bakalım neler çıkacak :)

14 Eylül 2010 Salı

Ruhum çocuk...

Düşünceleri bu kadar olgunken, ruhu nasıl çocuk kalırmış insanın, böyle dedi bana,söyleyecek bir cevap bulamadım, zamanım yoktu anlatmaya.. Anlatmak zaman kaybı demekti benim için güldüm geçtim ,bilmesin ne farkeder,tanımak isterse bir bakışta çözer insan insanı...


Ne güzel bir gün değilmi,gece geç saatlerde uyumuş olmama rağmen uzun zamandır bu kadar dinç uyanmamıştım sanırım, burayı çok ihmal ettiğimin farkındayım ama, şu aralar böyle tuhaf telaşlar içindeyim yine her zaman olduğu gibi. Kendi kendime verdiğim savaşımda yenilmemek adına ,mutlu kalmak adına,sürekli bir koşturmaca içindeyim, ha hep dışarıda değilim :) 67 metrekarelik evimde koşturmak için gayet müsait, kalabalık olunca şenliklide oluyor :) K'lar,zürafalar ,filler filan:)

Neyse şöyle kısa bir özet geçeyim, uzun zamandır Nisya ile bir organizasyonda bir araya gelme planımız sonunda gerçekleşti, her ne kadar planımıza sadık kalıp çantalardaki abur cuburlar eşliğinde termostan şarap içemesekde, muhteşem bir gece geçirdik,İstanbul sokaklarında.
4 Eylül gecesinde akşam 21:00 'den sabahın ilk ışıklarına kadar SultanAhmet meydanından Ortaköy sahiline yürüdük,ayaklarımız su topladı,koştuk,fotoğraf çektik,yeni dostluklar kurduk,Tophanede koyu birer kahve içtik,Vefa'da yıllar sonra bozayla yeniden tanıştık...Tarih kokulu sokaklarda adım adım birbirimizi tanıdık ve kendi tarihimize unutulmaz bir anı armağan ettik. Evet güzel bir anımız oldu,tekerrürü zor olanından...
Bu zamana kadar kendi çapımda yaptığım her seyahatin,katıldığım her organizasyonunda amacı benim hayatımdaki anlamı budur,kendime anılar armağan etmek,değerli hayatıma gözlerimin kapandığı son güne kadar gülümsenecek anlar yaşatmak.
Eh birde bayram var tabi,bu yıl ailemle geçirmedim bayramımı,yeni edindiğim dostlarımla İstanbulu soludum... Şeker tadında bir bayram oldu,buruk geçsede...Uzun zamandır motorsikletle uzun yol yapmamıştım,ilk gün Ağvada yenilen güzel bir balık,ertesi gün arkadaşlarla süper bir kahvaltı ve bowling keyfi,gece yarılarına kadar süren sohbetler,acemilerle oynanan tabu anları :) şeker tadındaydı yani herşey...
Tabi tatil bitti,ve sonunda masamda yerimi aldım,cümlelerimi içimden okuyorum yine gürültüden,günlerime özet görselleri bir diğer postta paylaşacağım...
Şimdilik kendimi ve sizleri Demis Roussos'un o muhteşem sesiyle başbaşa bırakıyorum:) (Kendimi bir an Sezen cumhur Önal gibi hissettim )

Sevgiyle kalın...
F and D'nin F'si

1 Eylül 2010 Çarşamba

Ah bir bilsen içimdeki sıkıntımı...
Ve içimdeki sıkıntımın ,bir tek senden yana olmadığını...
F and D'nin F'si...

21 Ağustos 2010 Cumartesi

Güle güle...









Öperek uyandırdım bu sabah ayrılığı,
Fırından yeni çıkan bekleyişler satın aldım.
Kırmızı mavi ekoseli yalnızlığımı serdim masaya,
Manzaraysa ayrılığa sıfır!!
İşte herşey hazır...
Yalnızlığımla iki lafın belini kırdık,
Yokluğunda bir kuş sütü eksik,
Yalnızlığım ve ben seni çok bekledik...
Cemal Süreyya


20 Ağustos 2010 Cuma

Nisyaaaaaaaaaaaaaaaa!!!!!

Sana ulaşmak neden bu kadar imkansız?

16 Ağustos 2010 Pazartesi

Bittik haberin olsun...

Ben susayım,sen sus,bir anlığınada olsa dünya dursun ve yas tutsun,sen ki vücuduma giren her sancının tek sebebi,sen ki ağlamayı unutan gözlerime hayat veren,suya kavuşturan Ferhat,sen ki sana yanıp tutuşuyorum dediğinde bile ,gözü Yusufun Züleyhasına kayan Mecnun. Sen ki hayatımda tanıdığım en bencil adam,bittik Aşk haberin olsun...
F and D'nin F'si...
Bari siz sevgiyle kalın :)

7 Ağustos 2010 Cumartesi

Ama Senin....




Daha nen olayım isterdin,
Onursuzunum senin...
Cemal Süreyya